Bölüm 2 – Sessizliğin İçindeki Çığlık


BÖLÜM 2

Nerede kalmıştık?

Evet… Bölüm 1’in sonunda adamımız annesiyle konuşmuştu.

Annesiyle içten bir sohbetin ardından evine doğru yola koyuldu. Eve vardığında onu yine aynı şey karşıladı: sessizlik. Duvardaki saat bile sanki onun içini oymaktan vazgeçmişti; tik taklar susmuştu. Sessizliğe daha fazla dayanamayan adam, müzik açtı. Sakin bir ezgi doldu odaya. Çalışma masasına geçti, kalemi eline aldı ama zihni orada değildi.

Arka planda müzik çalarken, zihninde hiç susmayan bir ses vardı. İç sesi… Durmaksızın konuşuyordu. Ne kadar bastırmaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Dışa vurmakta zorlanıyordu. Ta ki… artık dayanamayana kadar.

Bir anda eline kalemi aldı ve içinden geçenleri yazmaya başladı. Yazdı, yazdı, sayfaları çevirdikçe daha da hızlandı. O kelimeler onun iç savaşıydı. Her harf bir gözyaşı, her satır bir iç çekişti. En sonunda durdu. Başını arkaya yasladı, gözlerini kapattı, derin bir nefes aldı. Sessizce, boğuk bir tonda fısıldadı:

“Çok yaşa, Lavinia…”

Ardından yerinden kalktı. Çalışma odasında bir ileri bir geri yürürken kendi kendine mırıldandı:

“Ne olacak böyle...”

Tam o sırada telefonu çaldı. Arayan en yakın dostuydu. Telefonu açtı.

“Efendim?”

“Ne yapıyorsun, neredesin?” diye sordu dostu.

“Evdeyim,” dedi adam.

“Geliyorum ben, bekle beni,” dedi dostu.

Adamın yüzüne kısa bir gülümseme yayıldı. Sevindi. Dostu geleceği için hazırlanıp koltuğa geçti. On beş dakika sonra zil çaldı. Gelen oydu. Dostu içeri girdi, koltuğa oturdu. Adamın halinden bir şeylerin yolunda olmadığını anlamıştı. Onu neşelendirmek istedi ama adam pek oralı değildi. Derin bir iç çekerek konuştu:

“Kanka... Farkındayım. Çaba gösteriyorsun, uğraşıyorsun. Ama beni de anla. İçimde Lavinia olduğu sürece… Kafamın içinde dönüp duran o düşünceler olduğu sürece… Kalbimi bloklayan, kelimelerimi boğan o Lavinia var oldukça… Ben neşelenemem. Beni de anla.”

Dostu, adamın gözlerine baktı ve bir süre sessizliğe büründü. Ardından yavaşça sordu:

“Peki neden? Bugüne kadar ne oldu da bu hale geldin? Siz mutluydunuz be lan! Nasıl olur da bu duruma geldiniz? Aşk mı yoktu? Sevgi mi eksikti? Zaten sevmesen, aşık olmasan bu kadar yıkılmazdın ki!”

Adam sadece baktı. Hiçbir şey söylemedi.

Dostu sesini yükseltti:

“Ne oldu oğlum, ne oldu! Söyle artık, dök içindekini! Belki yardımcı olabilirim, bu hâlde devam edemezsin!”

Adam birden bağırdı:

“SUS!”

Sonra sustu… Derin bir nefes aldı ve alçak bir sesle konuşmaya başladı:

“Ben mi ne yaptım? Hiçbir şey… Onu da suçlamıyorum. Gerçekten suçlu değil. Ama... Dostum, anla beni… Benim cehpem yeterince genişti. Zaten bir savaşın ortasındaydım. Ama içimde başka bir savaş daha başladı. Güçsüz değildim. Direndim. Çabaladım. Emek verdim. Ama... Olmadı. İçimde olanı yalnız ben biliyorum. Neyle savaştığımı yalnız ben bilirim. Lavinia gittiğinde… O akşam, tüm savaşlarımı aynı anda kaybettim.”

Gözleri dolmuştu. Gözyaşlarını tutmuyordu artık. Sesi titriyordu.

“Beni en iyi sen tanırsın. Sence ben pes edecek adam mıyım? ‘Olmadı’ deyip kenara çekilecek biri miyim?”

Dostu hemen cevapladı:

“Elbette hayır.”

“Eee,” dedi adam, “sence ben bu hâle geldiysem, bilin ki bilmediğim bir cephede savaşa girdim ve kaybettim. Ama kaybetmekten korkmadığımı sanmıştım. Ama korkum… kayıp etmekti. Ve bu korku beni ayakta tutacağına, içime gömdü. Anlıyor musun dostum? Ben, kendimle baş edemiyorum artık.”

Dostu sessizce adamın yanına geçti. Omzuna dokunacak gibi oldu, ama vazgeçti. Adamın yalnızlığına, kendi kurduğu kaleye dokunmamayı seçti.

“Yalnız savaşmayı seçiyorsun, biliyorum,” dedi dostu. “Ama unutma… Bu yalnızlık seni korumuyor, seni tüketiyor.”

Adam başını eğdi. Sadece fısıltıyla karşılık verdi:

“Yalnız savaşmak, yenilmeyi kabullenmek değil… Sadece kimsenin daha fazla yara almamasını istemek.”



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalabalıklar İçinde Yalnızlık: İçimdeki Sessiz Çığlık

Hiçbir Şey İçin Geç Değil

Hayallerim ve Ben