BÖLÜM 1: Günaydin

BÖLÜM 1: Sensiz Bir Güne Günaydın

Sabah olmuştu. Adam gözlerini açtı, tavana bakarak derin bir nefes aldı. Kendi kendine mırıldandı:

“Sensiz bir güne daha merhaba…”

Yatağından kalktı. Perdeleri açmak gibi bir alışkanlığı yoktu, bu yüzden doğrudan mutfağa yöneldi. Kahvesini hazırladı ve oturdu. Gözleri dalmıştı. Saatlerdir uykusuzdu. Düşüncelere o kadar dalmıştı ki, kahvesinin soğuduğunu bile fark etmedi. Sonunda kendine gelip hazırlanmak için kalktı. Ardından arabasına bindi ve işe doğru yola koyuldu.

İş yerinde en samimi dostuyla çalışıyordu. Onu görünce hafifçe gülümsedi, tokalaştılar ve işe koyuldular. Gün boyu zaman zaman dalıp gidiyordu. Yorgunluğu her halinden belliydi. Göz kapakları ağırlaşıyor, zihni sürekli aynı düşüncelerin içinde dönüp duruyordu. Arada bir dostu onu dürtüp uyandırıyordu. En sonunda dayanamadı, hafifçe eğilip alçak bir sesle konuştu:

“Kendine bunu yapmayı bırak.”

Adam hiçbir şey demedi. Sadece sustu ve işine devam etti.

İş çıkışı eve dönmek için arabasına bindi ama eve giresi yoktu. Arabasını park ettikten sonra yürümeye başladı. Hava soğuktu ama bunu umursamıyordu. Adımları onu farkında olmadan aynı yere götürdü: Onunla ilk kez göz göze geldiği banka oturdu. Soğuk rüzgâr tenini keserken gözyaşları usulca yanaklarından süzüldü.

O sırada yanından geçen yaşlı bir teyze durup ona yaklaştı:

“Evladım, iyi misin?”

Adam cevap vermedi. Ama teyze sabırla tekrar sordu. Derin bir nefes alarak, neredeyse fısıltıyla cevap verdi:

“Her gün biraz daha eksiliyorum…”

Yaşlı kadın başını sallayarak hafifçe gülümsedi:

“Evladım, çok sevmişsin belli… Ama her sevda kavuşmayla bitmez.”

Adam başını kaldırıp sadece kadına baktı. Gözlerindeki hüzün her şeyi anlatıyordu. Sonra hızla yerinden kalkıp oradan uzaklaştı. Artık eve dönmeliydi.

Eve girdiğinde içerisi her zamanki gibi sessizdi. Yalnızca duvardaki saatin sesi duyuluyordu. Üzerini değiştirdi, çalışma masasına geçti ve çekmecesinden eski defterini çıkardı. Sayfayı açtı ve yazmaya başladı:

“Sensizliğin kaçıncı günü bilmiyorum ama tükeniyorum. Kalbim susmuyor, ben de susamıyorum…”

Saatler geçti. Gece ilerledikçe düşünceleri daha da karmaşık hale geldi. Sonunda göz kapaklarına yenik düşerek uyuyakaldı.

Sabah olduğunda kapı zili çalıyordu. Önce umursamadı ama zil durmadan tekrar çalmaya devam edince mecburen kalkıp kapıyı açtı. Gelen, en yakın dostuydu. Dünden beri ondan haber alamadığı için endişelenmişti. Adamın halini görünce kaşlarını çattı ve doğrudan konuşmaya başladı:

“Böyle devam edemezsin. Kendini bu kadar harap etmekten vazgeç.”

Adam, yorgun gözlerle dostuna baktı. Onca sözün ardından mutfağa gidip kendine bir kahve yaptı. Bir yudum aldıktan sonra, dostuna dönüp sessizce konuştu:

“Biliyor musun? Yoruldum… Her gün onun geri döneceğini düşünmekten yoruldum. Ama ne yapayım? Sevdim bir kere…”

Dostu ona uzun uzun baktı. Sonunda elini omzuna koyarak gülümsedi:

“Bu akşam dışarı çıkıyoruz. Hayır deme.”

Adam önce tereddüt etti ama sonunda kabul etti. Akşam dışarı çıktılar, uzun zamandır ilk kez farklı bir ortamda vakit geçirdi. Güzel bir yemek yediler, eski anıları hatırladılar. Bir ara dostu gülerek ona döndü:

“Hatırlıyor musun, bir gün okulu ekmek istemiştik ama sonra okulu aramıştık?”

Adam başını sallayıp gülümsedi:

“Evet, o gün hava çok soğuktu.”

İkisi de kahkahalara boğuldu. Uzun zamandır ilk kez yüzünde gerçek bir tebessüm vardı. Yemeğin ardından sahile yürüdüler. Gece boyunca konuştular, eski günleri hatırladılar. Dostu, onun yüzündeki değişimi fark etti ve içi rahatladı.

Gecenin sonunda eve dönerken dostuna sarıldı:

“İyi ki varsın.”

Dostu gülümsedi.

Eve döndüğünde her şey yine sessizdi. Defterini eline aldı ve son satırını yazdı:

“Bugün bu şehirde dostum ve ben eğlendik… Ama bu şehir yine sensiz.”

Sabah olmadan saatlerce yazmaya devam etti. Gözleri kan çanağı gibiydi ama yine de uyumadı. Pencereden dışarı baktı, derin bir nefes aldı ve hazırlandı. Bugün ailesini ziyaret etmeye karar verdi.

Kış mevsimiydi ve hava soğuktu. Ama soğuğu seviyordu. Ağır adımlarla yürüdü ve sonunda annesinin evine vardı. Zile bastı. Kapıyı açan annesi yüzünde sıcak bir gülümsemeyle:

“Gel oğlum.”

dedi. Adam annesine sarıldı.

“Anne, nasılsın?”

Annesi başını sallayarak yanıtladı:

“Ben iyiyim oğlum, ya sen?”

Adam derin bir nefes aldı ve hafifçe gülümsedi:

“İyiyim anne…”

Annesi, oğlunun iyi olmadığını gözlerinden anlamıştı. Ama ona belli etmedi. Daha fazla üzmek istemediği için susmayı tercih etti. Çünkü bazen sessizlik, en ağır kelimelerden bile daha anlamlıydı.

Ve belki de bu, yeniden başlamanın ilk adımıydı...








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kalabalıklar İçinde Yalnızlık: İçimdeki Sessiz Çığlık

Hiçbir Şey İçin Geç Değil

Hayallerim ve Ben